BAHTİYAR BEY

Hep aynı yerden geçiyor ve hep arabasını aynı rotadan sürüyordu, yolları ezberlemişti. Arabasına bindiği anda gözünün alıştığı ve elinin de alıştığı şekliyle, tam yirmi sene aynı yolu kullanarak evinden işine, işinden de evine gidip gelmişti. Tek fark etmiş olduğu şey yolun iki şeritten, tek şeride düştüğü yolda, şerit değiştirmek zorunda olduğu yol bakım çalışmalarıydı. Yol bile bakıma girdiğinde, bir yönünü kapatıp, onarımdayım diyordu, geçmeyin üzerimden yenileniyorum diyordu. Ancak onun yirmi sene boyunca geçtiği yol bile mesaj verirken, hiçbir yerden mesajı alamaması ve görememesi sadece onu değil, çevresini de yaralamaya başlamıştı.

Bahtiyar Bey, adı gibi Bahtiyar olamamıştı. Üst düzey yönetici oluşu, etrafındaki kişilere kendi zehrini saçması hakkını veriyormuş gibi, birde aldığı yetki ile liderlik adı altında insanlara şiddetini gün geçtikçe artırıyor ve gün geçtikçe stratejileriyle ekmeğini kazanmaya gelen işçilere nefes aldırmıyordu. Peki, neydi bu Bahtiyar Bey’in derdi, ebetteki bir gün onu evinden almaya gitmek zorunda kaldığımızda anlayacaktık. Sabahın köründe onun ekibinde çalışan iş arkadaşını aramış ve gel beni evden al, arabam serviste demişti. Her gün işine metrobüs ile gidip gelen çalışan, onu almak için başka departmanın aracını alarak, yollara düşmüştü. O departman ki başka zaman bir iş olsa kılını kıpırdatmazdı ya ama işte söz konusu üst düzey yönetici olunca “hemen hemen tabii” denilirdi.

Bahtiyar Bey, evinin konumunu gönderdikten sonra, üstüne telefon açarak o ezberlediği yolu tarif etmeye başlamıştı, yönetmek istediği bu sefer ona gidiş yolunun da aynı olmasını diretmesiydi. Ancak çalışan rotayı telefonuna tanımlamış ve varacağı yere kadar da öyle gitmişti. Yönetici durur mu, işe varmak için çıktıkları yolda, gittiği o yolun, tersine istikametinde yolun üzerinde ki pastaneyi tarif etmiş oradan kahvaltılık alalım demişti. Amacı onun istediği yoldan gelindi mi test etmekti. Ancak çalışan kişi “ ben bu şeklide geldim, şimdi sizin tarif ettiğiniz yolda takılır, yönümü bulamazsam tekrar sizi arayıp rahatsız etmek istemedim, bu şekilde daha hızlı ve kestirmeden geldim dönerken de bu şekilde gidelim mi” dese de,  aldığı cevap, “ sen benden daha mı iyi bileceksin ben yirmi yıldır gelip gidiyorum bu yollardan olmuştu. “

Olurda o ezberlediği yollarda takılır kalırsam diye Bahtiyar Bey çoğu zaman çalışma saatinden yaklaşık bir saat önce işte olurdu. Kestirme yolu,  deneme şansını bir gün gösterebilseydi ve belki denemekten dolayı en fazla iki ya da üç gün geç kalacaktı ama öğrenecekti. Neyi mi öğrenecekti,  tabii ki hayata akmaya başlamadan önce kendisine açacağı pencereyi ve o pencereden yansıyacak fırtınayı değil de güneşi öğrenebilecekti. Kendisine ve çevresine alan açacaktı, her şeyden önce kendisine alan açacaktı.  Yatağından bir alarm sesiyle fırlayıp, kalkar kalkmaz, hızlıca trafiğe takılmayım diyerek, hem trafik stresini ve hem işe herkesten önce gelmenin ve ondan sonra gelecek kişilerin sırasıyla kimler olduğunu saymayacak ve en önemlisi stresi kendi kendisine yaşatmayacaktı.

 Direttiği yoldan değil de, kısa yoldan gitmeyi öğrenseydi, kalktığı saatte, çoğu zaman aynada kendisine bakıp da göremediği yüzünü görebilecek fırsatı olacaktı. Duş alacak vakti olup enerjisini tazeleyebilecekti. Ya da hep o koşturmada,  biri okuluna, biri işine yetişmeye çalışan ailesine durak olup, kahvaltı hazırlayabilecek ve birlikte kahvaltı ederken zaman geçirecekler, güne kendilerine akıttıkları güzel enerjilerle başlayacaklardı. Belki her gün aynı tonlarda olan üniforma gibi giydiği renklerden sıkıldığını fark edecek, dolabına ve kendisine farklı renklerin de seçeneklerini katacaktı. Bakmayın Bahtiyar Bey, bir erkek olsa da, çalışanların renkli kombinlerine bile” bakıyorum da renkli renkli giyiniyorsun” diye laflar atıp, rahatsızlığını vücut diliyle yansıtırdı.

Çalışma hayatı ona göre sanki bir asker hayatıydı, bir gün sormadı kendisine ben ne için çalışıyorum ve çalışırken neden bu kadar gergin ve emir kipleri ile konuşuyorum ve neden kimse bana gülümsemiyor diye soramamıştı. Ancak geri dönüşleri artık onun kimyasına işliyor ve enerji olarak yansıyordu, bir şeyler yolunda gitmiyor diyordu ama hep gözünü, ona göre yalan yanlış iş yapanlara dikiyor ve tüm suçları onlarda arıyordu. Toplumda bir mecburiyetmiş gibi ve işine yansıtması gereken iyi bir aile tablosu çizmek için evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve ona göre bu görev de tamamlanmıştı. Bütün hayatını kaplayan iş hayatı onun varı yoğu, her şeyi olmuştu. Tek değer verdiği patronu ve takdir beklediği tek kişi de patronuydu. Ondan başka hiç kimse saygıyı da hak etmezdi, onun ekibinde çalışanlar yani ona göre onun altında çalışanların hepsi, gün gelir bir işi beceremiyorsunuz cümlesiyle karşılaşırdı.

Dönüş yolunda bizim çalışan kendisini gayet güzel ifade etmişti, kısa bir yol var demişti. Ancak Bahtiyar Bey şimdi işe geç kalmak istemem ve maceralara gerek yok sen beni dinle ve tarif ettiğim yoldan git demiş, ben biliyorum demişti. Girdikleri yol ana hat bir yoldu ve zaten trafiksiz olması imkânsızdı ve işte o gün girdikleri o şeritte çalışma var levhası vardı ve yol iyice kitlenmişti. Bahtiyar Bey elini dizine sürttürüp duruyor ve açlığın vermiş olduğu gerginlikle de oflayıp duruyordu. Camdan sızan güneş pantolonuna vuruyor ve gri onun gibi yansıyordu. Çalışan sessizdi, dinlemek istemiş ve gözlemlemek istemişti. Sonra zaten sıkıntıdan başka yapacak bir şeyi olmayan Bahtiyar Bey, başlamıştı konuşmaya “senin de sohbetin çok çekiliyormuş yahu hiç konuşmuyorsun” demişti. Bizim çalışan niyetliydi, durarak gittikleri yolda, birde üstüne zehirlenmek istemiyordu, o yüzden gülümseyerek cevap vermiş ve siz konuşun ben dinlerim, çok konuşmasam da iyi bir dinleyiciyimdir demişti. Bahtiyar Bey şöyle bir yan gözle hafif hoşuna giden bir cevapmış gibi bakıp, yine pantolonunu ütüler gibi eli ile dizini ovalayıp durmuştu.

Biraz biraz bizim Bahtiyar Bey dökülmeye başlamıştı. “Her gün aynı yolu gidip gelirim, yirmi senedir, rotam şaşmaz, istikrarlıyımdır ancak çok nadir olur buralarda yol çalışması, üstelik de arabamın serviste olduğu güne denk gelmesini anlamadım… Ne diye hafta içi herkes işe giderken yol yapılır anlamam” demişti. Cümleler sıralanmış, burnunun dibinde olup da göremeyenler gibi, başka yol seçeneğini görememiş ve bu göremeyişini kendisinde istikrar olarak tanımlamıştı. Yol bile bakıma girer, yenilenirdi de, o yeniliği kendisine tanımazdı. Eeee sen ne diyorsun bakalım bu işe diye bizim çalışana laf atmıştı.

 Öyle, demek ki yolun acil bakıma ihtiyacı varmış ki yapmak zorunda kalmışlardır. Geçenler de yoğun yağışlar vardı belki çökmüştür yol, gördüğüm kadarıyla yükseltiyorlar diye cevap vermiş ve dinlemeye devam etmişti. Bahtiyar bey eli sakin sakin direksiyon da olan ve strese girmeyen, oflamayan birini görüp ve bir de üstüne bu seçeneği sakinlikle sunan birisini görünce şaşırmıştı. Sahi ya evet zaten yolun bu tarafı hep ortaya doğru çöküktü, haklısın olabilir demişti. Hayret Bahtiyar Bey haklısın diyebilmişti.

İşte her şey neden üst üste gelir bende onu anlamam baksana kaldık buralarda derken, çalışan belki üst üste gelenleri, alttan alttan başlayarak halletmemiz için olabilir demiş ve sonra susmuştu. Bahtiyar Bey sen çok şiir sever ve okursun sanırım ne öyle şair gibi konuştun deyip, gülmüştü.Bizim çalışan, başka türlü görsem, direksiyonu döverdim, sizin dizinizi dakikalardır rahat bırakmadığınız gibi, yanlış anlamayın sadece bakış açısının önemini kendimce idrak etmeye çalışıyorum, ben böyle bakarak daha sakin kalabiliyorum, yol müsaade ettiği kadar gidebiliyorsam, direnmem bana zarar verir ve daha çok hata yaptırır, tıpkı arabasının burnunu önüme önüme kırmaya çalışan şu sürücü gibi, yol gidiyor da ben gitmiyorum sanki ve ona yol vermiyormuşum gibi, şu daracık yolu paniği ile daha da daraltmaya çalışan sürücü gibi olmak istemem. Krizlerde ancak sakin kalarak aşılabilir demişti. Bahtiyar Bey sözü alarak, güzel konuşuyor ve uyguluyorsun da bu yirmi senelik yol hayatımda ben bunları göremiyorum, o işler yaşarken öyle olmuyor, hep trafik, hep stres yaşanmaz buralarda, insanlarda bir acayip, herkes öfkeli sende mecbur ayak uyduruyorsun demiş ve sanki fikirlerinin üstünlüğünü kanıtlamış gibi bir anda hızlıca susmuştu.

 Bizim çalışan lafa girerek öyle diyorsunuz ancak size başka bir açıyı da sunmak isterim, elinizin altından gönderdiğiniz konum zaten kısa yoldan beni size getirdi, o konumu bir gün kendiniz için açsaydınız kısa yolun olduğunu görebilecektiniz. Hatta bunu deneyebilmeniz için, yol yapım günü arabanızda serviste oluyor ve siz de beni çağırıyorsunuz. Bu da hayatın size işareti olamaz mı, hem belki o kısa yol sayesinde bunca trafik stresini yaşamayacaksınız ve o yolda da  trafik olsa , her zaman talebi olan bu yoldan, daha az oranda trafik olma olasılığı vardır.

İstikamet değişmez belki ama yol ve yolculuk şeklini siz değiştirebilirsiniz. Gün gelip yanılacaksanız da, bu yollarda varmış deneyimledim ve yolum olması gereken yolmuş diyebileceksiniz. Üstelik bu seçeneği bugün size sunduğum da, ben biliyorum demeden, bir bakalım yeni bir yol görmüş olurum deseydiniz, şuan vaktinde işte olma olasılığımız olacaktı. Bazen ben bilirim yerine, sen de bilebilirsin deme seçeneğini kendimize verebilmeliydik. Sen de bilebilirsin dediğimizde, bizim göremediğimiz şeyleri, başkalarının gözü sayesinde de görebilirdik.  Kaybolma korkusuna kapılıp, bir düzen de ve sınırda ancak kendimizi monotonlaştırırız. İş hayatımız yoğun ve yorucu belki sistemi tek başımıza değiştiremeyiz ama kendimizi o yoğun hayata akıtmadan önce kendimize alan açarak o pozitif enerjiyi kendimize yükleyebiliriz.

Arabamla gitmek yerine, trafik korkusuna kalktığım o erken saatler yerine, metrobüsü kullanıp, kendime alan açmak için kullanıyorum, evet erken kalkıyorum ancak kendim için, neyden hoşlanıyorsam yarım saatte olsa ona zaman ayırarak kendimi şarj ederek güne akarım ve bu bana huzur ve etrafıma da huzur katar demişti. Seçeneklerinizden birisi metrobüsde olabilirdi, onca insan kullanıyorsa sizde bir gün bu yolu da keşfedebilirdiniz demişti. Hem belki bugün kullansaydınız ne beni beklemek zorunda kalacaktınız ve ne de bu yolu çekmek zorunda kalacaktınız, hem yeni bir yol daha öğrenmiş olup, istikamette gideceğiniz yolların seçeneklerini de tanımış olacaktınız. Bir gün araba da tek başınıza olmak yerine, kalabalıkla tanışmış ve belki de başka hikâyeleri duyup, gözlemlemiş olurdunuz.

Çalışan bu kadar uzun konuşmasının ardında dinleyen Bahtiyar Beyi görmüştü, ne lafını kesmiş, ne de fikirlerini yarıştırmıştı. Susmuş ve camdan dışarıyı seyrederek arada bakarak dinlemişti. Çünkü söylenenler penceresinin sadece fırtınalara karşı nasıl da korunmak için sıkı sıkıya örttüğünü fark ettirmişti. O hep içeri fırtına gelecek diye kapalı tuttuğu penceresini fark etmişti. Hiç güneş yokmuş gibi açmaya cesaret edemediği penceresini, gülümseyerek açmıştı. Haklısın demişti ve şunu fark ettim seninle konuşmak iyi geldi bana, insan çalışırken fark edemiyor, hep iş beklentisinden dolayı, kimsenin özünü göremiyoruz. Zaten bende kapatmışım penceremi, bir fırtına esme korkusuna hal bu ki o pencereden içeriye güneş girme olasılığı da vardı. Teşekkür ederim demişti. O sert mizaçlı Bahtiyar Bey gülümseyebilmiş ve bir başkasının bakış açısı altında işine yolları değiştire değiştire gidip gelmeye başlamıştı. Bazen onu elinde ıslak şemsiyesi ile işe gelirken görmüşlerdi, bazen de tam zamanında işe başlarken görmüşlerdi. Öğlen molalarında masasında bir başına yediği yemekler yerine, yemek saatlerinde herkesle bir arada yemeyi tercih etmiş ve yemek yerken insanları dinlemeyi ve fikirlerini paylaşmayı seçmişti. Bir gün bir göz kırpması ile her şey yolunda demiş ve yorulduğu iş hayatından ayrılarak kendisine açtığı başka alanlar için yolculuğa çıkmıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

KAR KÜRESİ

Yastığın kenarı ıslak, gözleri şiş, başında sanki tonlarca betonun ağırlığı, yutkunmak istiyor ancak boğazı direndiğinden, yutkunamıyordu. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Hala başucundaki mumluk yanmaya devam ediyor, mumun içeriğindeki gül…
Görüntüle

INSIDE (İÇTE)

“İnsanın en huzurlu olduğu anları, içindekilere, kendisine giden yolculuğuna çıktığı, öz varlığına giden yollarda yoğunlaştığı anlardır”dedi. Öyle bir andı onun ki, ancak ne olduğunu bilmediği bir duygu hali ile kendini…
Görüntüle

ÇİMENTO FABRİKASI

Yeni evlenmişti, düğün arifesinde yapılan borçlarını ödeyebilmek ve geçimini de sağlayabilmenin derdiyle yollara düşmüş iş arıyordu, başvurduğu firmalardan bir tanesi onu aramış görüşmek istediğini söylemişti. Baktı evine epey uzak olsa…
Görüntüle

KARADA YAŞAYAN BALIKLAR

Her zaman evlerine gelen birileri olmazdı; hele de bilmediği ve hiç görmediği bir şehirden birileri geliyorsa, onda da merak duygusunu uyandırmış ve heyecanlandırmıştı. Oturduğu yerden gecenin bir vakti, gözü yollarda…
Görüntüle

GECE BOYU MASALLARI

Sarı, kalın kulplu, önden kapaklı çanta, omuza takılan cinstendi, sırta takılan cinsten değil. Sabaha gözlerini açar açmaz, annesi ona gülümseyerek vermişti. Gördüğünde çok mutlu olmuş ve hemen kitaplarını içine doldurup…
Görüntüle