TESLA VE ATATÜRK

Annesine yazdığı mektuptaki şu cümlesi ile başlamak istiyorum. ( Şimdi, Türklerden uzak durduğum için üzgünüm çünkü onlar, şafaktan önceki duyduğum sesleri(satırları) söylüyorlardı. Şimdi fark etmeye başladığım şeyleri, onların daha iyi bildiğini hissediyorum.) Dünyanın en büyük bilim insanlarından birisi Nikola Tesla. Lemurya soyundandır. Bu yüzden, Anadolu kökeni bağlantısı vardır. 10.07.1856 Doğumlu ve Sırp asıllı, ışık varlığıdır. Agarta ve siriusla bağlantısı vardır. Tıpkı Atatürk gibi o da Lemuryalı, Luvi’ lerdendi.  Lemurya yani MU kıtası Türklerden sirius ve venüsten gelenlerin oluşturduğu bir yerdi. 12 yaşından beri Psişik olaylar yaşamış. Vizyonlar gördüğünü, ışıksal varlıklar gördüğünü buluşlarım kitabında da yer verilmiştir. Defalarca okunsa hüznüm son bulmayacak gibi hissediyorum. Annesi de dahi kadınmış, mekanik tasarımları kendisi yapabiliyormuş. Babası Ortodoks rahibidir. Babası kendisi gibi bir Ortodoks rahibi olmasını ister. Ancak Tesla 9 ay süren bir hastalık geçirir, eğer hastalığından kurtulursan seni mühendislik okuluna göndereceğim der ve Tesla olmasını istediği alana yönelir.  Epifiz bezinin aktif olduğu bir insandır ve bir taraftan korunduğunu da belirtir. Stratejik ve kurnaz birisi değildi. Edison iyi bir örnekti ancak kurnazdı. Tesla’yı engellemek çabasına girmiştir. Bugünde aynı şeyleri yaşıyoruz her şeyi ranta çeviren insanlar var.

 Gerçek mucitler paylaşmayı sever. Keşfinin duyulmasını ister, ilgi çekmek ve alkış almak için değil. Tesla’nın bilgilerini almışlardır ve bunları Tesla çok geç fark eder, icat yaptığı zaman heyecanlıydı ve paylaşıyordu da. İçinde kötülük yoktu. Güveniyordu herkese çünkü ışık varlığı olmak bunu gerektiriyordu. Genleri aksini söyleyemezdi. Dahiler Bilgiyi yük olarak görürler ve paylaşmayınca içleri rahat etmez. Baskı altında kalmış ve buluşlarının kötüye kullandığını hissettiğinden kendini kötü hissedermiş ve bu nedenle insanlığa buluşlarını sunamamıştır. En iyi dostu ise ünlü yazar Mark Twain ile güvercinleriydi.

Herkes bilir icatlarını, akışta bilgiyi alıyor,  zihnine bilgi olarak geliyor ve imgeliyor sonra uyguluyordu. Zihnin de tüm parçayı oluşturabiliyordu.  Bu yüzden çoğu zaman deney laboratuarları gibi maliyetlere de ihtiyaç duymamaktaydı. Tesla frekansların sırrını çözmüştü bugün bizim 3 6 9 tekniğini kullandığımız, evrenin şifresi dediği ancak sırrını insanlığa veremediği keşfidir. Bu sırrı İnsan bedenindeki çakra sistemlerine göre sırlamıştır. Başardığı dönemde bilim dünyasında kozmik ses dalgalarının yeri olmadığı için çalışmasını gizlemiştir. Ne varsa Âlemde hepsi Âdemde.

 Bugün kullandığımız sosyal medya, youtube, internet, telefon, görünmezlik ilkesi, Işınlanma buluşlarının yanın da 1911 de yer çekimine karşı uçan daire yapıp patentini de alıyor, benzine ve elektriği de ihtiyacı olmayan bir araçtır ve uçağın çay tabağı adını vermiştir. Bu projesini de negatife kullanan devletler olmuştur ve kullanıyorlar da. Çoğu zaman gerçek UFO aracı olmasa da UFO diye insanlığa sunulan Uçağın çay tabağıydı. II. Dünya Savaşı döneminde Philadelphia Deneyi (isteyen araştırabilir) en sonun da geminin insansız olması gerektiğinden ve insana zarar vereceğini bildiği için projeden çekilmiştir.  Ancak projeyi Tesla’sız sürdürmeyi başarmışlardır, karşılığı ne olursa olsun sürdürmeye devam etmişlerdir. 1900 yılında İlk dünya sistemi, elektrik santrali 9 ay süresinde çalışabilir hale gelebilir. Ekstra masraf olmadan pek çok teknik fayda sağlanabilir demiştir. Her şeyi bedavaya getirmeye çalışıyor ya da az maliyetle kullanılmasına olanak sağlamak istiyordu. Amerika’ya geçince hayatı altüst oluyor. Önce elektrik personeli olarak işe giriyor, sonra Paris’te Edison firmasında çalışıyor. 24 makineyi yeniden tasarlıyor, Edison’un fabrikasında yenilikler sağlıyor. Edison Tesla’ya vaat ettiği sözleri de tutmamış ve sadece şaka yaptığını söylemiştir. Sonraları Teslaya bir de Edison ödülü veriliyordu. Sanki dalga geçer gibi ancak o birçok ödül törenine de katılmamıştır, istememiştir. Mutsuzdu yoksulluk ve sefaletten dolayı otellerde kalıyor ve otellerin parasını ödeyemediği için sürekli otel değiştiriyordu. Tesla’nın son zamanlarında, Edison Tesla’dan özür dilemek için haber yolluyor ancak Tesla Hayır diyor ve şu cümleyi ekliyordu. Ne yaptıysan, o son nefesinde de o duyguyla teslimiyetini ver diyor.

1928’de TESLA ÖZELLİKLE M.KEMAL ATATÜRK ile görüşmek istemiştir. Gizli görüşmenin ana teması AY’dır ve Türkiye ile ilgisi konuşulmuştur.

Tesla bu görüşmede 3,6,9 sırrının Ay’da saklı olduğunu ve koordinatları ile birlikte M.KEMAL ATATÜRK ile paylaşmıştır. Paylaşma nedeni HAT-AY’dır. Eski adı Antakya olan HATAY resmi olarak 1936’ da değiştiriliyor. Tam da Tesla Anadolu topraklarına geldiğinde ATATÜRK ile konuştuktan sonra 1928 yılın da değil 1936 yılında değiştiriliyor. İçinde 3,6,9 sırrı saklıdır ve Türklerin sırrı Ay’ da saklıdır demiştir.

HAT-AY Ay’ın Hattı… Ay neden bu kadar önemli ve bilinenleri hakkında sıralama yapacaksak, Ay gezegendir ancak Ay insanoğlu olduğundan beri bir laboratuardır. Evrenin laboratuarıdır.

Peygamber efendimiz (sav)’in sağ elinin şahadet parmağını ayı göstererek ikiye yarmasının mesajı ayın 2 evreye bölünmüş olmasıdır. Biri dolunay diğeri karanlık ay.  Ayın içindeki laboratuara atıftır.

Ayın iç kısmında bir laboratuar vardır. Ayın karanlık tarafında bir medeniyetin daha önce yaşadığının da kanıtları vardır. Ay’da Âdemoğullarından Hun yaşıyordu. Yeryüzünde de Nuh yaşıyordu.  İblis saldırdığında Hun gemileriyle Ay’a kaçtı ve atalarını da ziyaret etmek için Ay’dan yeryüzüne geldi ama uzay zaman mekân kavramı içerisinde fiziksel döngüler farklı olduğundan dolayı HUN gemileriyle geldiğinde Tibet yani o bölgeye indi. Ay o dönemde yeşil ovalarıyla doluydu.

  Yeşil ve sulak bir alandı.  Ancak iblisin orduları oraya saldırdıktan sonra o görünen ay da ki kurşun lekeleri gibi kraterler, ay meteorları üzerine çektiği için değildir daha çok saldırının izleridir. Yaşamı yok ettiler. İblis oraya saldırdıktan sonra yeryüzünde Hun ve Âdemoğlu hep yeşil ay olarak baktıkları o Ay’a artık Kızılay demişlerdir. Çünkü artık AY yaşanacak yer değildir.  

 Yandıktan sonra Âdemoğullunun olmaktan çıktı ve bir şekilde iki taraf için ateşkes yapılması gerekirdi. Ancak Dünya üzerinde bu anlaşma bozulmuştur. Bozan taraf da bellidir. Artık ÂDEMOĞLUNUN sonunu getirmeye ant içtiler. AY mavi ırkın elinde laboratuarı oraya kurdu. Ay eskiden gezegendi ancak şimdi laboratuar olarak kullanılıyor. Bu nedenle Ay’daki tutulmaların etkileri artık bizleri fazlasıyla etkiliyor.  Ayın evreleri bizim için çok önemli. Son 2 yıldır özellikle Ay tutulmaları ayın insanın psikolojik olarak nasıl etkileyeceğinden vs. gerek küresel ve gerek bireysel olarak bilgileri veriliyor. Karanlık ay da Ay’ın karanlığı ve bilgeliği vardır yani yeni Ay dönemlerinde. Rahimiyet enerjisi yani dişil enerji ile bağlantısı vardır. Ayın kadim sırrı dişil olarak verilmiştir.

Ay 9 evreden oluşur. Ay boşluğa düşer evet ama aynı zamanda 9 gezegenlerde bire bir bağlantısı vardır. Hamilelik gibi 9 ayın 3 farklı tiremesterden oluştuğu gibi. ilk tiremester 3. ay 2. Tiremester 6. Ay son tiremester 9. Ay’ın 9 evresi doğurganlığı temsil eder her evresi 9’a tamamlanır. Rahimiyet enerjisi dünyaya sadece çocuk getirmek için değildir. Dişil enerji aynı zaman da rahimiyet demek yeni evrenleri oluşturabilmek, dünyaya getirebilmek demektir. Düşüncel bazda bilinçaltından en derin karanlık bilinçten, karanlık dediğimiz yerden yani ayın karanlık tarafından yani kadınlar bu sırra vakıf olur ve rahimiyet doğurganlıktır ama aynı zamanda düşüncedeki doğurganlığı da temsil eder.  O YÜZDEN SON ZAMANLAR DA RAHİMİYET ENERJİSİNİN YÜKSELİŞİ kadın enerjisinin yükselişi bire bir Ay ile bağlantılıdır. O yüzden de günümüzde doğurganlığı bitirmeye çalışıyorlar.  Doğurganlık neden bitirilmek istensin çünkü aydaki laboratuarda bu döngüleri değiştirilmek isteniyor. Değiştirildiği zaman kadının üzerinde ki rahimiyet enerjisi bittiği anda dünya üzerinde insanoğlunun sonu gelmiş olacak. O YÜZDEN KADIN YANSITICIDIR. Bilge yansıtıcıdır.

Kadim uygarlıklarda ve mitolojilerde Ay tanrıça olarak karşımıza çıkar. Tanrıça 3 yüzlü olaraktan bilinir yani 3 tane yüzü var deriz. Bakire, Anne, kocakarı yani bilge kadın anlamına gelen 3 evresi vardır tanrıçanın Ay’ında 3 evresi vardır  hilal, dolunay ve karanlık Ay. Mitolojide tanrıça olarak karşımıza çıkan Ay’dır yani rahimiyet enerjisi. Ayın kadimsel sırrı bütün kültürlerde göz önünde tutulmuştur. Bilinçaltı ay bilinç üstü güneştir.

Ay kültünde kadınlar çalışma yapar. Hacete tanrısı Anadolu da bu şekilde söylenir. Diana da aya verilen tanrıça ismidir. Karanlık ay ise bile yaşlı kadındır. Orta çağda rahipler kadınları alırlar ve üzerlerine ters üçgen çizerlerdi. Ters üçgen kadehtir kadeh şeklindedir. Ayın ışığını kendi bedenlerine alıp rahimiyet enerjisi ile o rahip bir takım ritüeller okur ay’ın ışığını alıp o kadınlardan rahimiyetten gelecekle ilgili bir takım bilgiler almaya çalışırlardı. Kadınlar bilgi için kanal oluyordu. Asla bir erkek kanal olamaz. Bugün dahi genelde dolunay çalışmasında kadınlar ön plana çıkar. Rahimiyet enerjisinin yükselişi kadın enerjisinin yükselişi bire bir ayla bağlantılıdır.

Yeni ay aslında karanlık ay evresidir. Bir şeyleri istemek için değildir. Ayın karanlık tarafını temsil eder. Daha çok istemek değil, göndermektir. Seni ağırlıklarından kurtulmak için bırakmak içindir. Yanlış ritüeller yapılmamalıdır.

Hz. Mevlana der ki, şemsi güneşe kendisini de aya benzetir. Işığın ilahi kadim sırlarını güneşi şemsimden aldım der. Güneş Şems demektir ve kesindisini de AY’a benzetir.

Güneş ışığını yayar,  ay ise ışığını alır.  Aynı dişi ile eril gibi, Ying ve yang ,rahman ve rahim, güneş ile ay gibi. Leylasını bulmayan Mevlasını bulamaz. Ay olmadan güneş olamaz biri doğduğunda biri batar biri battığında diğeri doğar.

BU SIR İNSANIN BEDENİNDE SAKLIDIR. Tesla’da ATATÜRK’de bu sırrı biliyordu

Yine Hz. Mevlana demiştir ki ‘Ay doğmuyorsa yüzüne, güneş doğmuyorsa pencerene kabahati ne güneşte , ne de ay da ara,  gözlerindeki perdeyi arala.’

Tasavvufda yer alan aşuk ile maşuk’un hiç kavuşamaması gibi ayın ve güneşin bilgeliğini tek bir bedende halifem dediği ilahi sistemde insanın vücudunda sırra kavuşturmuştur. Gark etmiştir. İkiyi bir edebilmek, insanı kâmil, halifem dediği kul olabilmektir.

Ay’ın elementi de sudur. Zeytinburnu Sümbül efendinin damadı merkez efendidir. Çilehanesi var orada merdivenlerden aşağı inerken havuz var ve içi su doluydu. Bu havuz dolunay zamanında tam o havuzun içine yansırmış. O ay hattından başka âleme geçebilirmiş. Boyut kapısı olarak kullanmıştır. Bu sayede Tayyimekan yapabiliyordu.

Akıl edebilen âdemoğluna mirastır.

 Teslanın verdiği koordinatlar Urfa Mardin Hatay Nevşehir İstanbul  ley hattındaki dünyayı ilgilendiren koordinatları içeriyor. Ama Hatayı mutlaka tutun diyor çünkü Hatayda  en önemli yıldız geçitlerinden biri var. Ve Ay’ın  sırrı,  sınırı, izdüşümü  tam  merkezi izdüşümü  tam o noktaya düşüyor diyor.  O koordinatı veriyor. Peki Atatürk ne yapıyor.  Koordinatları alıyor. Dünyanın en önemli yıldız geçidini kurtarıyor.

Atatürk mayaları araştıran heyetle koordinatları görmeye gittiğinde işte burası dediği yer, ay hattının olduğu yerdir. Ay hattı hat ay demek ayın sınırı demektir.

Titus magarası yıldız geçididir. 2. büyük geçidin biri Hatay diğeri peru Tibette HUN’un indiği yerdir. Titus tüneli çok önemlidir. Mor kayalıklar vardır. Mor kayalıklar ayın kraterleri gibidir. Mor da 3. Gözü temsil eder. Türk’ün Dünya için en önemli olduğu Atatürk’ün sözlerinden de anlaşılır. Ayın yükseliş ve batış süreçleri 3,6,9 ve 3 ün katmanları olarak gerçekleştirirken 3 6 9 teslanın sırrıdır.

Hatay’da bulunan Musa ağacı Hızır makamında bugün dahi şoför oraya gitmeden 3 kere döner. Tesla bir otel odasında kalacaksa 3 kere dolanır ve 3 ve 3 ün katmaları varsa girip kalırmış. Abdest alırken de 3 kere su alır veririz. Zaman döngüsü bile bizim için geçmiş an ve gelecek diye 3 kategoriye ayrılır. 

3,6,9 UN SIRRINI ÇÖZERSENİZ EVRENİN SIRRINI ÇÖZERSİNİZ.

Atatürke bıraktığı gizli bilgiler Teslanın Anadolu için mirasıdır.

Annesine yazdığı Mektupların bazı kesitleri;

18. KasımÇarşamba.

İnsanlığın hizmetinde geçirdiğim tüm bu yıllar, bana hakaret ve küçük düşürülmekten bir şey getirmedi. Bu sabah erken kalktım, şafaktan hemen önce… Çünkü odamda rüyalarımla karışmış uzun zamandır duyduğum bir şeyi tekrar duydum. Bazı mağrib dillerinde güzel duaları söylenen birtakım sesleri (ağıtları) duydum. Bu sabah uykumu kaçırdığımda seslerin her yerden geldiğini ve dışarıdan mı yoksa içeriden mi geldiğini tespit edemediğimi anladım. Aklımı kaybetmekten korkuyorum. Bu konuyu Dr. Layon’la konuşamam çünkü artık ona güvenmiyorum. İki hafta önce Bay Edison’u ziyaret ettiğini duydum. Burada Güvenecek kimsesinin olmadığını net olarak anlayabiliyoruz.

20 Kasım, Cuma.

En sonunda anladım ki insanlığın hükümetlere bağlı olduğunu ve bireyin dünyayı kendi kendine değiştiremeyeceğini.

21 Kasım, Cumartesi.

Yarın Yugoslavya’ya dönüyorum Anne. Bayan Nora, Lizbon’a kadar biletlerimi ayarlamak için liman kaptanlığına gitti. Tren ile Zürih’e kadar gidip, sonra direk eve geliyorum. En fazla on gün veya iki hafta süreceğini düşünüyorum. 

Bugün Kongre Binası’na girdim ve Senatör’ün toplantısında birkaç dakika söz istedim. Pek hoşlanmadılar bu durumdan ama izin verdiler. Bir telefon ve beni Niagara Şelalesi’ndeki bir laboratuara bağlanmalarını istedim. Çocuklar benim istifime göre türbinleri devreye soktu ve Kongre Salonu normalden on kat daha güçlü, tam olarak duyurduğum gibi benim elektriğimle aydınlandı. Tepkileriyle hiç ilgilenmedim. Dışarı çıktım çünkü bunu onlar için yapmıyordum. Sadece lambaya bakıp türbinlerden kablosuz “akımımın” gelmesini beklediğim anda tüm bunların yaratıcısı olmadığımı hissettim. Birinin ya da bir şeyin onu Niagara’dan kongre salonuna taşıdığını hissettim ve bu yasada “benim” zannettiğim keşif aslında her zaman var olan bir şey olduğunu ve sadece bunu çerçevelemek ve insanlığa açıklamak için ilham verilen kişi benim olduğunu anladım. Mutluluk ve zafer yerine bir boşluk hissettim. Hayatımda büyük bir şeyin eksik kaldığını anladım. Sanki gözümün önünde bir şeyi eksik bıraktığımı, anlayamadığımı hissettim. Bir formülü çözmek üzere çok yakındım ancak çözemedim ya da çözmek istemedim. Bu, mağrib dillerinde olan bir ağıtla alakası olduğunun artık eminim.

22 Kasım, Pazar.

Bu mektup sana asla ulaşmayacak anne. Hiçbir zaman okuyamayacağını bildiğim halde neden sana  yazdığımı bilmiyorum. Huzur içinde yatasın Anne ve lütfen beni, senden uzağa götüren yolları seçtiğim için affet. Cenazen için bile orada olamadım. Bana ölümünü bildiren telgrafı okuyorum ve iki yıl önce elektriği kablo olmadan aktarılabileceğini anlamaya hazır olmayan insanlara umutsuzluk duyuyorum. Şimdi, burada, mümkün olduğunu gördüler ancak yüzyıllardır nasıl kullanacaklarını bilmeyecekler çünkü biri şehir Merkezindeki laboratuvarımı tüm yazılar ve tasarımlarımla beraber yaktı. Bay Edison’dan şüphelendiklerini söylediler. O kadar kayıtsızım, kendimi tanıyamıyorum. Sadece Bir’isinin her şeyi kontrol altında tuttuğunu ve “benim” keşfimin insanlık için çok erken olduğunu düşünüyorum. Ve aslında, hiç de “benim” keşfim değil. Her şeyi kontrol eden ve bir planı olan Bir’i olduğunu biliyorum, belki de o yüzden bu kadar kayıtsızım. Lizbon’a giden gemim  saat 11’de kalkıyor. Arabam dışarıda bekliyor. Milanovac’taki köy mezarlığımıza geldiğimde, bu mektubu senin mezarına koyacağım. Asla inanmadığım bir şeye inanmaya başladım. Orada bir yerde senin hala var olduğunu ve hayatının sonuna kadar ermediğini. Şimdi, Türklerden uzak durduğum için üzgünüm çünkü onlar, şafaktan önceki duyduğum sesleri(satırları) söylüyorlardı. Şimdi fark etmeye başladığım şeyleri, onların daha iyi bildiğini hissediyorum. Bu cümlede aktarmaması gerektiğini anlıyoruz.  M.KEMAL ATATÜRK ile konuşmasından sonra bu sözleri söylemiştir.

Bilimde geçirilen o yıllar boşuna. Eğer yapabilirsen, lütfen anne, orada benim için dua et, o mağrib dillerindeki ağıt(sesler, satırlarla) ile zavallı, cahil oğlunun kayıp ruhu için dualar et…

Tesla yine der ki,

“Yalnız kalın, buluşun sırrı budur; yalnız kalın, fikirlerin doğduğu an budur.”

2 comments
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Atatürk Ve Mu Kıtası

İnsanlar ilk başlangıçta Orion gezegeninde yaşıyorlardı ve insanların yaradılış amaçları huzur ve sevgiydi ve süptil yaşıyorlardı. Çok gelişmiş bir ırktı. Orion gezegenin de reptilianlarla birlikte yaşıyorlardı ve huzur içerisinde uzunca…
Görüntüle