İLLE DE O OLSUN

Nereden bilirsen, oradan yaklaş… O! Nefes alabilme şansını bize verdikçe, her zaman bir umut vardı. Bir telefonla sana ihtiyacım var demiş, sohbete girerken, gördüğüm o mu, değil mi emin değilim demişti. Onun sevdası Kara sevdaydı. Manevi sohbetler ettiği bu arkadaşı, kara sevdasını beraber Yahya Efendi ziyaretinde oldukları zaman açmıştı ve bunun üzerine konuşmuşlardı. O bilirdi sevdayı ama karasını bilmezdi. Ona göre, olması gereken sevda aydınlıktı, seni karalara bağlıyorsa, önce seni karalara bağlatıp, seni aydınlığa çıkartacak elin sana uzanmasıydı. Aşk Ömer’den Ali’den Veli’den görünen ön provaydı.

Aradığında beni bırakma demiş, benim maneviyatıma işleyen konuşmalarını özlüyorum demişti. Evet, uzun süre görüşmemişlerdi. Bile isteye arkadaşına cevap vermemişti. Çünkü hiçbir ilişki, haddi aşmama çerçevesinde olması gerektiğinden ve dibi gördüğü zamanlarda, ilk defa, oda ondan destek görmek istemişti ve kendi dilberini anlattığında, sadece karşısına birkaç eğitimin ilanlarını atmış ve acil bunlardan eğitim al demişti. Mesele, o eğitimler değildi, mesele karşında kendi yüreğini sana açarken, maneviyatı ile seni rahatlatabilen arkadaşına, senin de yüreğini koyma vaktinin gelmesini, anlayamamış olmasındandı. İşte bu uzun süre cevapsız kalan mesajlarına rağmen aramış ve sormuştu ancak hiç birisine cevap alamamıştı. Cevap aldığı zaman ise, o kalbini yoklamıştı, hazır mısın demişti, sana yüreğini koyamayan birisine karşı, telefonunu açmaya.

Bu sefer yüreğini koymadan konuşmasını ilerletmesi gerektiğini hissederek, telefonunu açmıştı. Mesele, kara sevdasının pençesinde yoğruluyor olmasıydı. Evet, yoğruluyordu, ancak o acı olarak görüyordu. Kalbin o kadar temiz ki, ne hissediyorsun diye sormak için aramak istedim demişti. Önemli olan benim yüreğimin ne hissettiği değil, senin yüreğinin ne hissettiği demişti. Üstüne rüyaya yatmasını teklif etmişti. Elbet insan bir şeyler hissederdi, ancak gönül bağı kurduklarınla hissedebilirdin.

Anlatmıştı, uzun süre Amerika’da olan sevdiceğini, İstanbul sokaklarında, onu karşısında bir kızla otururken görmüştü. En son gördüğünden de farklıydı. Daha zayıf ve hem Amerika kültürünü hem de İstanbul kültürünü taşıyan objeler havasında olduğunu gösteren ve taşıyan kıyafetlerle gördüğünü söylemişti. O mu, değil mi, diye orada kalakalmış ve yarım saatten fazla onu uzaklardan izlemişti. İzlediği kişi, belki de o değildi ve bir yabancıyı o diye, dakikalarca izlemişti. Karşısında oturan kızı tüm hatlarıyla tarif ediyordu, içtikleri içeceğin köpüklerine varana kadar anlatmıştı. Lütfen demiş, bir işaret aramak için iç sesine değil, iç sesine iyi gelen arkadaşını aramayı seçmişti.

 Sesindeki tınısından, kendisini çaresizlik hapsine alan bu arkadaşını hissediyordu. Ancak ona söyleyebilecekleri, birbirlerinin ortak olduğu yer, tek Aşk’ın olduğu yerdi. Sormuştu, ona karşı hissettiğin bu duygu, sende ne uyandırıyor ve sen bu kadar acı çekerken, yolun nereye varıyor diye sormuştu. Daha çok el açıyordu ve o ilahi Aşk’ın merdivenlerini daha hızlı çıkıyordu. İşareti buradaydı.

 O ki bir sebep sunardı, bana daha sık gel, beni daha sık ziyaret et derdi. İşte, arkadaşının basamakları da, bir başkasına duyduğu kara sevdanın, ona çıkacak merdivenleriydi. Nereden bilirsen, oradan yaklaş, demişti. Sen de, o kişi neyi çağrıştırıyor ve hayatında olmasını istediğin o kişi seni, hangi özellikleriyle çekiyorsa ve onunla hangi hislerle bütünleşiyorsan? O zaman, aç o ellerini ve çık o kişinin alanından… ”Allah’ım benim hayatıma, bu ve şu özelliklere sahip birisini hayatımda görünür kıl ancak benim için en uygun olanı sen bilirsin ve o kişiyi hayatımda görünür kılıver Rabbim” diye dua etmesini tavsiye etmişti. Nereden bilirdik ki bizim için en uygun olanları, bizi Yaratan bilirdi, o zaman hangi özellik ve duyguyu yaşamak istiyorsan, bu özellikleri sıralayıp, sonuna benim için en uygun olanı, lütufla, merhametle, karşıma çıkar Rabbim diyebilmeliydik.

Etrafında görmüştü, neredeyse yirmi sene ille de o olsun diye bekleyenler olmuştu. Evet, kavuşmuşlar, evlenmişler ve çocukları da olmuştu ancak hayatı alt üst olmuştu. Çok pişmanlıklarla sıralanan cümlelerle, uyanış başlıyordu. Bilseydi ille de o demeyip, uygun olan diyebilseydi, belki de şiddet görmeyecek, aç kalmayacak, çocuğuna travmalar yaratmayacaktı. Uygun olan kişi ile de, kolaylıkla da uyanışını yaşayabilirdi. Direniyoruz ya, illa o ev, illa o kişi, illa o iş, ama hep saplantı şeklinde ille de o derdik. Bilseydik, bizi bizden daha iyi bilen, bizim için de en uygun olanı da bilirdi. Bıraksaydık, tutsaydık elinden, hadi beni, benim için uygun olan yerlere sen götür diyebilseydik, elinden tutup, onun beraberliğinde yola çıkabilseydik.

Şimdi ne fark ederdi, İstanbul sokaklarında gördüğü o kişi, o muydu, değimliydi, Amerika’dan dönmüş ya da dönememiş, ne fark ederdi. Şu an senin hayatında değilse, vardı sebebi, hissediyorsan ona karşı karalara bağlayan sevdalar, seni çağırana zaten gitmene de vesile oluyordu. Yolda görünür kılacak kişiyi de, bırak seni senden daha iyi bilen kişinin ellerine, o ki Ol der ve oluverirdi. Ancak direnirsen, düşünceler bu kadar aktifken, belki çıkardı karşına, hayatından da görünür kılırdı. Ancak sonucu nasıl olurdu, başını düşünüp oluşturduğun ilişkinin, sürecinin nasıl ilerleyeceğini de bilebilir miydin? İşte sohbet böyle ilerlemişti.

Sohbet beni bırakma diye sonlanacakken, ben değil, o seni hiç bırakmasın. İnsan bir gün bırakır, bir gün aldatır, bir gün dinleyemez bile, konuşamaz bile ancak seninle iletişimini kesmeyecek O’dur, demişti. Allah’ım kimlerle, hayatımızı güzelleştireceksek, onlarla bir arada olabilmemizi nasip etsin diyebilmişti. İlle diye direnmek yerine, İlla olan sensin diye kabulde olmak. O! Üflemedikçe, nefesimizi bile alamazken, gizliden gizliye, ne kadar da anlaşmalar yapardık. O nefes alabilme şansını bize verdikçe, her zaman umudumuz vardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

KAR KÜRESİ

Yastığın kenarı ıslak, gözleri şiş, başında sanki tonlarca betonun ağırlığı, yutkunmak istiyor ancak boğazı direndiğinden, yutkunamıyordu. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Hala başucundaki mumluk yanmaya devam ediyor, mumun içeriğindeki gül…
Görüntüle

KARADA YAŞAYAN BALIKLAR

Her zaman evlerine gelen birileri olmazdı; hele de bilmediği ve hiç görmediği bir şehirden birileri geliyorsa, onda da merak duygusunu uyandırmış ve heyecanlandırmıştı. Oturduğu yerden gecenin bir vakti, gözü yollarda…
Görüntüle

salıncak

Hayallerindeki kahramanlarla yaşamak, gerçek dünyanda görmek istediğin hallerini, düşlerinde olmasını istediğin gibi yaşatıp onlarla muhatap olmak gibi aciz durumdasın. Acizlik ise,  yapmaya gücün yettiği halde kendinde reddettiğin potansiyellerin dedi. Bu…
Görüntüle

SESİNDEN GEÇERKEN

Bir ses duyduğun. Her gün yaşadığın aynı insanların sesleri, evet o sesler kulak hafızasındaydı. Her gün duyuyordun o sesi, ya bir gün, bir gün göremez ve duyamazsan, ses sana uzun…
Görüntüle

LA TAHZEN “ÜZÜLME”

Bir tren yolculuğu onları kıyısında Denizi olan, balıkçı teknelerinin olduğu ve yosun kokularıyla dolu bir şehre bırakacaktı. Annesi yanındaydı ve kendisi daha okula bile başlamamıştı. Nereye gittiğini hatırlamıyordu, büyüyünce de…
Görüntüle

GECE BOYU MASALLARI

Sarı, kalın kulplu, önden kapaklı çanta, omuza takılan cinstendi, sırta takılan cinsten değil. Sabaha gözlerini açar açmaz, annesi ona gülümseyerek vermişti. Gördüğünde çok mutlu olmuş ve hemen kitaplarını içine doldurup…
Görüntüle